Emine SARKIN

Emine SARKIN


TEVEKKÜLÜN KELAM 1

08 Temmuz 2013 - 00:00

Varlığın içinde tüm varlığımla Yaradan’ ın AŞK ‘ını arıyormuşum meğer anlamadan ben İbrahim’in bir manasıda ‘Ebun rahimun’ olan Rahmetli Baba demekti. Ve şimdi, çok sevdiği eşi Hz. Hacerini bu çöllerde bırakıp gidecekti, yüreğinde derinden bir sızı anlaşılmaz bir acı Rabbinin emri ile Kaf gibi sapa sağlam duran, ayrılıklara tevekkül eden Hz.Hacer; Rabbin ki! Bizi burada bırakmanı istiyor, kutreti sonsuz Yaradan bizi zayi etmez git diye seslendi. Uzun uzun hiçde bıkmadan İbrahinin ardından gidişini seyretti, her adımında yüreğini acılar korkular sarıyordu, lakin isyan bile etmeyi düşünmedi. Etrafına bakındı, dağlar susuzluktan kızıla bürünmüş, kum tepeciklerini kendine benzetti, sanki yalnızlık yağıyordu bu yerlere Mekan zaman lal olmuş konuşmuyor, susuyordu. Bir rüzgar tınısı ki! Duyulmuyordu, sessizliğin avlusuna secde etme vakti gelmişti işte, ikinci Havva olarak görmüştü. Hz.Hacer kendini, Adem Babamız ve Havva validemizde ayrı ayrı yerlere indirilmişlerdi yer yüzüne. Havva validemiz inletmişti hani yerle göğü Adem! Adem ! diye, insan sesini hiç bilmeyen tüm kainata duyurmuştu sesini böylece, şimdide kendisi susuz kalmış bu çölleri inletiyordu. İbrahim diye Hıçkırıkları dualarına, duaları hıçkırıklarına karışıyordu boşluklarda. Ve yüzünü son kez çevirdi, İbrahimi kalp (t)uzağına düşmemek için gitti şimdi Kendine ait (s)andıklarını bırakarak kayboluyordu çöllerde, yol uzuyordu gözlerinde, şefkatli Peygamber zi tuva daki kuda dağına gelince son kez hasretle, merhametle baktı, acizliğinin sesi yükseldi adeta ğökkubbeye, duaları asırlara uzandı. Tüm insanlığa duyurdu eşini yalnızlığa bırakmamak için, davet etti canlı cansız varlıkların cümlesini bu beldeye, bütün ruhların bu hicreti yaşamasını istedi. Her insan ömründe bir kez olsun Hacerliği yaşacaktı yüreğinde, İsmaili ellerinde, ac susuz çığlıklar içinde yere bırakıp say etti tepelerde bir hışırtı, su sesi dinledi bu kurumuş çöllerde, ah İbrahim bile demedi diyemezdi, benim kaderim onun ellerinde değildi, İbrahim kader yazgısında var idi kalem ise Yaradanın ellerindeydi, yazgıya da küsmedi. İsmail'in çığlıkları yüreğini parcalıyor çaresizlik içinde saga sola koşarak aranıyordu ana yüreği dururmuydu işte, Hamim arası say ediyordu tevekkülle teslimiyetle, kurumuş dudakları Rabbine dualar elbette, çölün ılık esen yeli bile çekiniyordu adeta yalnızlıkla tenine değmeye Hz.Hacer ki! Göz yaşlarını yalnızlığa katık etti bu çöllerde sessizce. Birde ne görsün, İsmail'in debelendiği yerde bir hışırtı vardı durmadan koştu oğlunun yanına, serap görüyor olabileceğini düşündü ama değildi gerçekten su çıkıyordu elleriyle yeri kazdı zem zem dur! Dur! Diye seslendi. Kurumuş çöller bile secde eder haldeydi suyun gelişine, İbrahim çoktan mekkeyi aşmıştı, hala dualar etmekteydi Rabbine.

Yarabbi bu mekke şehrini emin kıl, beni ve evlatlarımı putlara tapmaktan koru. Yarabbim; beni ve benim neslimden gelenleri namazda devamlı kıl, Ey Rabbim dualarımı kabul buyur, diye Aşk var olmanın şifresiydi, yüreğinden kainata doğru ilerleyen ayrılık ki! Sevğiyi Aşk yapan sır, Aşk; mim’ in kalbe düşmüş hali, yüreğimizden dilimize dökülen, yalnızlığı çok kez yüreğinde hissetti gece karanlığı çökmüştü şimdi dahada çok üşüyordu Belki de seninleyken sensizliktir beni bu denli üşüten titreten, diye geçirdi içinden günler hızlıca birbirini kovalıyordu zemzemdi çölü yeşerten kuşları getiren, kuşlardı yalnızlığın biteceğini ilk müjdeleyen, daha sonra deve sesleri, insan sesleri duyuldu. Önce korktu sonra anlayamadığı bir güven sardı yüreğini, selam verdi gelenler ve su istediler bizde sana süt verelim dediler kabul etti Hz. Hacer, ilk misafirleri komşuları onlardı. Cürhümlüler iyi insanlardı. Yurt edinip yuva kurdukları bu yere isim verdiler ‘ummul kura’ şehirlerin anası demekti. Mekke idi .

Günler geçip gidiyor İbrahin hasreti gün geçtikçe çoğalıyor sığmıyordu yüreğine sessizce tepeleri izliyor, bir atlı gelir mi diyebekliyordu İbrahim i merak edermiydi onları

Ediyordu elbette, hemde çok. Ya cebrail! Hacer ve İsmailn ahvali nedir? diye sordu . Cebrail; halleri iyidir. Yaradan onlara su verdi iyi insanlar gönderdi diye cevap verdi . şükretti İbrahim Peygamber ki öyle olduğuna emindi, lakin oda bir insandı merak ediyordu, eşini ve gülüşünü bile hiç görmediği İsmailini susuyordu sadece, suskunlığu ne sana, nede kendine idi, verdiği cevabı suskunluğunda gizliydi aslında duyabildik mi?

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum