Reklam
  • Reklam
Hakan Özen

Hakan Özen

Başkanlık sistemi ve Türkiye

30 Kasım 2016 - 09:05

Başkanlık sistemi söylemleri ve tartışmaları son günlerde gündemde yerini korurken Türkiye’nin Başkanlık sistemine geçmesiyle birlikte nasıl bir yol izleyeceği ve üniter devlet yapısını koruyup, koruyamayacağı yine bir başka tartışmayı da meydana getiriyor. Tüm bu tartışmalar ışığında AK Parti Manisa Milletvekili Recai Berber’in, ““Terör biterse federal devlet tartışılır. Demokratik bir ortamda federal devlet tartışılır.” açıklamalarına Manisa Milletvekili Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Erkan Akçay sert bir tepki göstererek “Sayın Recai Berber’in ‘terör biterse federal devlet tartışılır’ şeklindeki açıklaması sözde Çözüm Süreci’nden ders alınmadığını ortaya koymaktadır” ifadesinde bulundu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’dan tutun da Milletvekillerine varıncaya kadar iktidar partisi yetkililerinin Başkanlık sisteminde ABD modelini örnek alacaklarını açıklamaları vatandaşın Başkanlık sistemine bakış açısında “Acaba Başkanlık sistemine geçilecek olursa ve ABD modeli uygulanmaya çalışılırsa Türkiye’de federatif bir yapıya mı dönüşecek çekincesi ve soru işaretlerini de beraberinde oluşturdu. Hatta AK Parti Manisa Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada bu çekinceyi ve soru işaretlerini de ortadan kaldırmak için olsa gerek Ege TV’de canlı yayın konuğu olduğu Ana Haber bülteninde, “Biz Türkiye’ye ait, üniter yapının korunduğu ama 250 yıldır Amerika Birleşik Devletlerinde uygulanan Başkanlık sistemini de örnek alarak yasama ve yürütmenin birbirinden ayrı olduğu, kuvvetler ayrılığı dengesinin gözetildiği tam başkanlık sistemine geçmeyi hedefliyoruz” şeklinde konuştu. Özdağ’ın belirttiği gibi üniter devlet yapısı korunarak Başkanlık sistemi uygulanabilir mi, yoksa Başkanlık sisteminin federatif bir yapıyı kendiliğinden zorlayıp zorlamayacağını iktidarın hedeflediği gibi Başkanlık sistemine geçildiğinde daha net göreceğiz ama en azından beyin jimnastiği yapma adına bunu düşünce bazında kendi düşüncelerim ışığında kaleme almak istedim.

Öncelikle belirtmekte yarar görüyorum ki Başkanlık sistemi illaki federatif yapılara has bir sistem değildir. Bilindiği üzere dört başlık altında hükümet sistemi mevcuttur. Bunlar; meclis hükümeti sistemi, parlamenter sistem, yarı başkanlık sistemi ve başkanlık sistemi şeklinde olup Meclis Hükümeti Sistemi; yasama, yürütme ve hatta yargı fonksiyonlarının tek çatı altında yani meclis çatısı altında toplandığı sistemdir. Bu sistemde meclis zaten kendi bünyesinde barındırdığı yasama yetkisi dışında yürütme ve yargı fonksiyonlarını da yerine getirmektedir. Meclis hükümetinin ülkemizde uygulandığı dönem, 1920-1923 yıllarıdır. Parlamenter Sistemini ise kuvvetlerin yumuşak ayrılığı olarak değerlendirebiliriz. Bu sistemde kısaca yasama ve yürütme yetkileri, şekil olarak iki ayrı organa verilmiş olmasına karşın bu organlar birbirinden bağımsız değildir. Bu sistemde halk, meclisi yani yasama organını seçer; yasama organı ise içinden güvenoyu alabilecek bir hükümeti yani yürütme organını seçer. Bu sistemde yargı, siyasi otoriteden tamamen bağımsız mahkemelerce temsil edilir. Bu sistemin belirleyici özelliği, yasama ve yürütme organlarının iç içe geçmiş olması ve birbirlerini çeşitli araçlarla etkilemesidir. Bu sistemde, hükümetin yani yürütmenin başı olan başbakan dışında ayrıca devlet başkanlığı görevini üstlenmiş bir de cumhurbaşkanı vardır. Devlet başkanına yani cumhurbaşkanına belli başlı yürütme yetkileri devredilmekte ve yürütmede iki başlı bir yapı söz konusu olmaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde hükümet sistemi olarak parlamenter sistem uygulanmakta olup Cumhuriyet’in ilan edildiği süreçten bu sürece kadar artı veya eksileri tartışılabilir ama Parlamenter sistemin kuvvetler ayrılığı dengesini gözettiğini ve seçme, seçilme hakkında son söz milletin olduğunu net bir şekilde söyleyebiliriz. Ancak hiyerarşik bürokrasi, vesayetçi yapı ve 1960’tan sonra Türkiye’nin ilerlemesini sürekli baltalamak isteyen egemen güçlerin perde arkasındaki emperyalist oyunları sonucu her 10 yılda bir yaşanan darbeler ve darbe girişimlerinin zarar verdiğini ve mevcut yapının yıpranmasına yol açtığını göz ardı edemeyiz. Yarı başkanlık sistemi ise; başkanlık sistemi ile parlamenter sistem arasında bir ara geçiş modelidir. Bu sistemde yürütmenin diğer başı olan devlet başkanı veya cumhurbaşkanı, geniş yetkilerle donatılmış olup aynı zamanda genel seçimle yani halk tarafından seçimle iş başına gelmektedir. Şu anda Türkiye her ne kadar Parlamenter sistemle yönetiliyor olsa da adı konmamış bir yarı başkanlık sisteminin olduğunu net bir şekilde ifade edebiliriz ki. Kuvvetler dengesinin gözetildiği, üniter devlet yapısının korunduğu bir yapı içerisinde yarı başkanlık sisteminin uygulamaya geçilmesinde hiçbir mahsur olmadığını da net olarak telaffuz edebiliriz. Şu an gündemde olan ve iktidarın uygulamaya geçirmeyi hedeflediği başkanlık sistemine de değinecek olursak bu sistem hedeflendiği şekilde uygulanabilirse yasama ve yürütme organlarının sert bir biçimde ayrıldığını söyleyebiliriz. Yani bu sistemde, yasama organı yasa yapmakla görevli olup; yürütme organı hükümet etme veya yasaları uygulamakla görevlidir. Bu sistemde, yasama veya yürütme birbirlerini hiçbir şekilde etkilememektedirler. Yani yasama organının yürütmeyi düşürmesi

gibi bir sistem söz konusu olmamaktadır. Daha açık ifadeyle bu iki organ, birbirlerinin varlıklarına son veremezler.

Hükümet şekillerini inceledikten sonra devlet şekillerini de inceleyecek olursak Üniter devlette, yürütme organı bakımından esas itibarıyla bir “bütünlük” var olduğunu görürüz. Yürütme organının tepesinde, parlamenter hükümet sistemlerinde Bakanlar Kurulu, başkanlık sistemlerinde Başkan vardır. Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere üniter devletlerde hükümet sistemi olarak “başkanlık sistemi” tercih edilebilir. Önümüzdeki dönemde Üniter devlet, Federal devlet, Federasyon ve Konfederasyon üzerine daha geniş ve ayrıntılı bir yazımı sizlerle paylaşacağım ama bu ana kadar yazdıklarımdan da net bir şekilde ortaya koyacağımız gibi ülkemizde şu anda hükümet sistemi olarak parlamenter sistem veya belirttiğim gibi adı konmamış yarı-başkanlık diyebileceğimiz model uygulanıyor olmakla beraber, devlet şekli olarak üniter devlet modeli uygulanmaktadır. 1920-1923 yılları arasında Türkiye’de hükümet sistemi olarak Meclis Hükümeti Sistemi uygulanmış, yine devlet şekli olarak üniter devlet modeli mevcut yapısını korumuştur. Bugün Federal Almanya Cumhuriyeti, hükümet sistemi olarak parlamenter sistemi uygulamasına rağmen, devlet şekli olarak federalizmi uygulamaktadır. Peru ve Şili gibi ülkeler ise hükümet sistemi olarak Başkanlık sistemini uygulamalarına rağmen, devlet şekli olarak üniter devlet modelini uygulamaktadırlar. Buradan da anlaşılacağı üzere; Federal devlet şekli, Başkanlık sisteminin zorunlu bir sonucu olmayıp bu sistem üniter devletlerde de uygulanabilir. Başkanlık sisteminde Federal bir yapıya sahip olmak, sistemin temel şartları arasında yer alan bir zorunluluk değildir. Bu nedenle terörü yendiğimiz zaman “Türkiye federal devlet ile tanışır”, “Başkanlık sistemi gelirse ülke bölünür” gibi söylemler sadece suni tartışma ortamları yaratmaktan öteye geçemez. Başkanlık sistemi neden olmasın ama bu sistemin olması için öncelikle “Dediğim dedik, çaldığım düdük” anlayışından vaz geçilmeli ve yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı olduğu, kuvvetler ayrılığı dengesinin gözetilmesi esas hedef olarak ele alınmalıdır. Saygılarımla.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

www.manisagundemi.com